Sanat bilimini öğrenme, sanatsal beğeni ve sanatın ilkeleri

<!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:none; mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 {size:595.3pt 841.9pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} -->

<!-- /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:none; mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 {size:595.3pt 841.9pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} -->

Sanat bilimini öğrenme, sanatsal beğeni ve sanatın ilkeleri

Joshua Reynold (1723-1792)

Çeviri: Mustafa Durak

 

 

 

Sanat bilimini öğrenme:

Sanat ne tanrı vergisidir ne de mekanik bir alış veriş. Onun temelleri sağlam bilime [bilgiye] dayanır. Ve pratik, yetkinleşmek için asıl olsa da, ilkelerle ilerlemedikçe amacına asla ulaşamaz. 

 

Ama abartmadan şunu söyleyebiliriz: bir ressam, hem yaşamında hem de resminde, modeline bakarken topladığından, paletinden biriktirdiğinden daha fazla bilgiye gereksinim duyar, bununla ayakta kalır. Bilgisiz olan büyük sanatçı olamaz.  

 

İşi betimleme olan her insan, o ya da bu dilde şairlere bir ölçüde aşina olmalıdır. Şiirsel bir zekadan beslenmeli, idealarla ilgili birikimini zenginleştirmelidir. Kendi kavramlarından arınıp karşılaştırma alışkanlığı edinmelidir. İnsan doğası konusunda kendisine bir bakış sağlayan, kendisini tarzlarla, karakterlerle, tutkularla, duyarlılıklarla ilişkiye sokan felsefe alanından uzak kalmamalıdır. İnsan bedeniyle olduğu kadar insan zihniyle ilgili de bilgi edinmelidir.   

 

Ancak bu amaçla, hayatını okuma kıskacına almamalı, dikkatini dağıtmamalı, kendini pratikten [resim yapmaktan] alıkoymamalı, yapan [san at üreten] kişi olmaktan çıkıp eleştirmene dönüşmemelidir. Okuma onun boş zamanlarını değerlendirebileceği bir etkinlik olmalıdır. Böyle yaparsa kendi işinden uzaklaşmadan zihnini geliştirebilir, yanlışlarını düzeltebilir.

 

Parça parça, daldan dala okumanın veremediğini, bilen yetenekli insanlar verebilir, derinliğine çalışma yapamayanlar ya da böyle bir incelemeye ulaşamayanlar için en iyisi budur. Böylesine olgun pek çok insan vardır ve bunlar sanatçılara düşüncelerini anlatmaktan hoşlanırlar hele bir de sanatçı, meraklı ve uysal olur ve onlara saygıyla yaklaşırsa. Böyle bir çevrede, genç sanatçılar, -eğer kendi sanatsal tutkuları için amaç edinirlerse, yavaş yavaş bu çevreye kabul edileceklerdir. Burada, resmi bir öğretme söz konusu olmadan, kendileri farkında olmadan, o bilgelerle yaşayanlar gibi hissedebilecek, düşünebilecek ve zihinlerinde, kendiliğinden mantıklı ve sistematik bir beğeni bulacaklardır. Ve onlar bu beğeniyi kendi amaçlarına uygun genel gerçekliğe uygulayarak,  bir standarta nasıl oturatabilecekleirni0 bilirler, belki de o duyuyu öğrendiği kişilerden daha iyi bilirler.      

 

Sanatsal beğeni:

Bu incelemelerden, bu konuşmadan beklediğim doğruyu yanlıştan ayırma gücüdür, ki eserlere uygulanan güç, belirlenmiş beğenidir. Öyleyse, sözü uzatmadan, beğeniye ulaşılıp ulaşılamayacağını ya da ne yapılırsa yapılsın beğenin belli belirsiz, kararsız kalıp kalmayacağını sınamaya girişmeliyim.

 

Deha ve beğeni, genel kabulde, birbirine çok yakın görünür. Fark şuradadır: deha beğeniye bir alışkanlık ya da yapma gücü eklemiştir. Oysa şunu söyleyebiliriz: bu güç eklendiğinde beğeni ad değiştirir ve zeka olarak adlandırılır. Onların her ikisi de, kamu oyunda, kuralların sınırlamasından bağımsız olduklarını ileri sürer. Bunların güçlerinin içe doğuşla ilgili olduğu düşünülür. Kamu oyuna göre, deha adı altında büyük işler üretilmiştir, beğeni adı altında doğru bir yargı verilmiştir. Ne nedeni bilinir,ne de deneye, kurala, akla başvurulur.   

 

Bu düşüncelerin saçmalığı ortadadır ama yine de sürekli insanların, özellikle de sanatçıların ağızlarındadır bu sözler… 

 

Zevkler tartışılmaz ifadesi bu etkinin ve genel kabulün  sonucudur. Bu bizi, bu düşüncenin çok temel olduğunu, bunun evrensel bir otoritenin yargısı olduğunu düşünmeye götürür.

 

Konu ne olursa olsun, beğenip beğenmediğimize göre bu beğeni terimini zihinsel edimimize uygularız. Hiçbir temeli olmayan, hayali, boş bir şey üzerine yargımızı da ayni adla, insan kavrayışının en büyük çabalarıyla üretilmiş eserlere, insan doğasının değişmez en temel, en genel ilkeleri için kullanılan şu doğruları belirlemede kullandığımız adla nitelendiririz. Bununla birlikte sözcükleri bulduğumuz gibi almamız uygun kaçmaz: yapmamız gereken şeyleri uygulandıklarıyla ayırt etmektir [ne anlama geldiğini bilerek kullanmaktır].   

 

Beğeninin ve duyunun hemen konusu oluveren ve bizzat duyuların kendileri kadar doğruluğa sahip olan, araştırmaya ya da tartışmaya fırsat vermeyen şeyleri bir kenara bırakalım. Doğal iştah ya da insan zihninin beğenisi, gerçeklikten yanadır. Bu gerçeklik gerçek bir onamadan mı yoksa orijinal düşüncelerin kendi aralarındaki eşitlikten mi, her hangi bir nesnenin, sunulmuş şeyle sunumunun onayından mı yoksa her hangi bir düzenlemenin pek çok bölümünün başka bir düzenlemeyle uygunluğundan mı kaynaklanmaktadır. Ayni gerçek beğeni geometrideki bir kanıtlamadan haz alır, bir resmin modeline benzerliğinden hoşlanır ve müziğin uyumundan etkilenir.     

 

 

Sanatın ilkeleri:

Şunu sağlama belleyeceğiz: akıl değişmez bir şeydir ve şeylerin doğasında sabitlenmiştir. Ve ilk ilkelere geri dönmeye uğraşmadan, ki bunu araştırmamızdan  sonsuza kadar uzak tutacağız, açıkça aklın egemenliğine sokulması gereken beğeni adı altında ne olursa olsun, ayni şekilde değişimden muaf tutulmalı.  Eğer bu araştırma sırasında, sanatçı davranışı için sabit ve değişmez kurallar olduğunu gösterebilirsek, kuşkusuz bu, şunu içerir: sanattan anlayan ya da başka bir deyişle beğeni ayni şekilde değişmez ilkelere sahiptir.

 

Eğer sanatların yetkinlikleri konusunda yargıda bulunacak olanların, kararlarını yönlendirecek belirli ilkeleri yoksa, ve yaptıklarının kusuru ya da başarısı kılavuzsuz bir hayal gücüyle belirleniyorsa sanatlar sonsuza kadar keyfi ve rastgele olmaya açık kalacak demektir. Ve gerçekten şunu söyleyebiliriz gözüpeklikle: her türlü dolaşımsal bilgi sanatçıya gerekir, ve ayni şekilde, kaçınılmaz olarak sanattan anlayana da (sanatla ilgilenene de) gerekir.

 

Sanatta ya da beğenide sabit olanı dikkate alırken akla gelen ilk düşünce, daha önceki konuşmalarda sık sık sözünü ettiğim yönetici ilkedir, doğanın genel ideasıdır. Beğenide değerli olan her şeyin başı ortası ve sonu gerçekten doğa olan şeyin bilgisinde uzlaşmaktır. Zira doğayla ilgili şeylere uymayan hangi düşünce (idea) ya da hangi evrensel düşünce olursa olsun az ya da çok keyfi görülmelidir.   

 

Doğanın ürettiği biçimler yanı sıra, insan zihni ve imgelemi ile ilgili, benim iç üretim ve düzenleme dediğim biçimleri de kapsayan doğa ideası yani genel idealar, güzellik ya da doğa, eğer bu terimleri heykelciliğe, şiire ya da resme uygularsak, bunların sadece ayni şeyi ifade etmede farklı yollar olduğunu görürüz. Biçim bozukluğu doğa değildir. Sadece alıştığımız pratikten raslantısal bir sapmadır. Bununla birlikte bu genel ideaya da doğa demeliyiz, başka bir şey değil, doğrusunu isterseniz bu adı hak ediyor. Ama genel konuşurken bu kadar doğrulukla konuşmuyoruz. Tarihi resimlerine özneye ait nesneleri tam olarak olduğu gibi sunan  Rembrandt’ı ya da diğer Hollandalı ressamları eleştirirken  şunu söyleriz: her ne kadar iyi beğeni olmasa da doğaldır (doğası öyledir)….

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !